Anka Kuşu
Ee.. Nerede kalmıştık?
Evet, küçük kız. Merhaba sana.
Beklediğimize değdi değil mi? Göz kapakları açılıp kapanıyor yavaşça ve tek kelime etmiyordu, sanki etse perde inecek oyun bitecek ve tüm bu şifreyi çözecektim. Ya da.. Tek bir ses çıksa ağzından en başa sarıp o yollardan tekrar geçecek, koşacak, nefes nefese kalacak, en sonunda onu bulamayacak yine kaybolacaktım. Ve onu bulduğumda tekrar aynı sahne.. Bu yüzden korkuyordum.
Bıkmadan sonsuz kere tekrarlanan bu sahne.. Sanki donmak istenen bir sahnenin sürekli yinelenişi.. Bumerang?
Hani bir insanla bumerang gibisinizdir belki. Biri biterken biri başlayabilir mi o kısacık sürede?
Bizim için süre başlamıştı işte bu küçük kız ile. Belki o da "Hoş geldin neredeydin bunca zaman?" demek istiyordu ya da benim duymak istediklerim bunları düşündürüyordu beynime, isteklerim beynimi yönetiyordu tam tersine. Bir süre öylece durduk zamanla birlikte. Hem yıllar geçiyor hem de bir saniye akmıyor gibiydi. Fakat gözümüzün önünde bir resim, benim aynam ve onun aynı.. Öylece durduk. Öylece dursak bile konuşuyorduk artık. Mimiklerimiz oynamaya başlamıştı. En sonunda küçük kız gözlerini uzunca bir süre kapattı, ben onun her bir hareketini büyük bir dikkat ve hayretle izlerken.
Onu sabırla izlemeye devam ettim. Bu hareketi bittiğinde nihayet bende bir anlam bulmuştu. O geçmeyen süre bittiğinde gözlerini açmıştı, hayretle bakakaldığım soğuk, soluk haki gözleri..
Artık parıl parıl çimen çimen..!
"İyi ki geldin. Sonunda geldin." diyordu kendimce. Sanki biraz daha gelmesem kendini kaybedecekti, zamanın soyut düşünde az daha yitip gidecekti, onu son anda tutmuş ve hayatta tutmak istiyordum.
O an, karşı karşıya durduğumuz o sahnedeki tüm mesafemiz kapansın istedim. Onu telaşla kucağıma alıp havalara uçurup birlikte gökyüzüne karışmak istedim. Sevinçle!
Yapamadım. Bir şeyler yapmalıydım. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Ya da göstermeliydim ona aynı anlama gelen ve bunu istediğimi gösteren bir şeyi. Bir şekilde çözmeliydim bu düğümü.
İşte.. Sıra bendeydi. Gözlerimi kapatma sırası işte şimdi bana gelmişti. Başlamıştı kum saatimin sonsuz taneleri işte, "sadece ve sadece zaman onun için zaman, hızlıca" akmalıydı. Şimdiki zaman. Gelecek zaman. Geniş zaman. Hepsi onun olacaktı. Geçmiş yoktu! Hemen zihnimin karmaşık ama en güvendiğim yollarından bir tanesini seçtim ,bembeyaz bir alan yarattım ve sıra geldi elime fırçayı almakta. Kutsal bir andı, zaman kavramını çözmekte büyük bir güçlük çekiyordum, neredeyim ve bu resim bittiğinde nerede olacağım diye düşünüp duruyordum. Bittiğinde bir şeyler değişecekti, bu kesindi.
Bütün bunlar olurken küçük kızın bir köşede oturmuş, o küçük tombul ellerini yüzüne dayamış vaziyette beni merakla izlerken ki halini düşlüyordum. Ne tatlısın!
Başladım suyu kağıtla, fırçayı renkler ile buluşturmaya. Hiç durup nefes almadan, onun kadar nefessiz kalmalıydım. Tüm evrene kendimi kanıtlarcasına bir savaş veriyordum, beni izleyen tek değerli madalyonumun önünde. Fütursuzca!
Nihayet! Gözlerimiz bir olmuştu, ışıl ışıldı artık. Mutluydu içimiz! Çipil çipil damlalar ile kavuştu yine gözlerimiz. Nihayet!
Böyle.. Bu şekilde ne kadar saat ya da zamanın hangi kısmı geçti hiç bilmiyorum. Bedenim gevşemişti tümüyle. Sonucunda her şey için değmişti. Tüm mutsuzlukları örtmüştü ortaya çıkan renklerin ışıltıları. Yeşillerim, mavilerim, sarılarım.. Buluşmuştu onunla. Kavuşmuştuk artık. Kim ne derse desin bundan sonra kendi bildiğimizce olacaktı her şey. İçimizdeki unutulmuş, köşeye atılmış, eskidiğini zannettiğimiz her duyguyu, kurumuş köklerimizi iyileştirip onarmayı öğrenecektik nezaketle. Bıkmadan.
Balzac, Vadideki Zambak'ta diyordu: "bir ruh var ruhumda."
İşte olmuştu.. Göğe süzülen ve tüm umuduyla yükselen bir ANKA KUŞU.. Doğmuştu, gözlerimizin önünde, işte o, küçük kız.
Göğe bakalım!
Benim Anka Kuşum! Aşkla kalsın.
Daima.💚

