Yıllar Sonra Merhaba Mı?
Neden olmasın? Merhaba, ben geldim.
Cold Play "yellow" dinlerken de gelinebilir. Neden olmasın? "Hep Seni Aradım" filmini çok seviyorum. Ve ah bu şarkı.. Cold Play - Scientist..
...
2015te kaybettiğim ilhamımı ve bir şeylere olan bağlılığımı, bu sene belki de geri dönüşsüz kaybettiğimi sandığım olaylar sonrasında geri aldım. Bir şey satın alır gibi değil. Bunun için ne yaptığımı bilmiyorum ama bana geri döndü. Bir kaç kağıt kapkara karalandı, renkli şeyler düşünürken bile. İçimin zift karası ortadaydı. Düşünmek yetmiyordu, öyle de hissetmeliydim ki yemyeşil olsundu. Bir kaç beyin taraması yapıldı kitap okur gibi, o son günlerim sanki yıllar sürdü. 2015in gelişi bile bu kadar yavaş olmamıştı. Ama sonra döndü. İnanamadım belki de inanmak güç geliyordu. Sanki inansam tekrar yanılacaktım. Yıllarca kazıyarak buldum sanki onu ama her yerim kan. Kazımışım dedim yine de farkında olmadan. Hiçbir şey yapmasam da, sanki kılımı bile kıpırdatmasam dahi bedenim yine de kazıdığımı hissediyordu. Ölesiye yorgun ve halim yoktu ki. Sonsuzluk gibi. Anladım. Dinlenmekle geçecek gibi değildi. Durmak böylece, öylece durmak dinlendirmiyordu beni.
İşte o gün.
Bir gün.
O bir gün.
İşte karşılaştık o çok yakından tanıdığım yabancıyla. Çok beklediği belliydi, ilk başta yüzünü bile dönmedi. Yaşıyormuş meğer. Uğraşmadım diyemem. Bir yolunu çizmem gerektiğini anladım diyebilirim. Benim çizmem gerektiğini. Çizemediğimde ışık gördüğüm bir yolu takip ettim kafamda düşünceler fırtına gibiyken ve nereye döneceğimi bile bilmezken o yolda. O kafamın gri hücrelerindeki karanlık yollarda bir ışıltı kovalıyordum. Uzun süre rüyalarım bile karanlıktı. Yer yön duygum hala yok tabii ki. Uzunca bir süre kafamın içinde derin ve soluksuz yola çıkışlarım oldu. Elime kalemi alıp o yollardan en azından birine gitmek istedim. Sonra kalemim bir yön aldı ve buldum. Çalıştığım ilk kağıda baktığımda sanırım minik bir ilkokul çocuğu vardı, adım atmayı bile unutmuş. Uzun zamandır yürümemiş. Oksijensiz kalmış olan tüm organlarıyla öylece boşluğa bakıyordu. Yeşil elbisesi ve uzun sarı kızıl ışık yansıyan saçlarıyla koşmak isterken o çöl rengi bomboş bozkırı kurumuş dağlara. Olsun yine de koşmak. Yapamıyordu bir adım bile gitmiyordu ayakları. Öylece dikilmiş durmuştu bedeni. Kaskatı. Almıyordu nefes, ciğerlerinin tek bir hücresi. Donuk gözlerindeki çimenleri solmak üzereydi, hakiye dönmüş, grileşiyordu giderek. Bu durumda bir şeyler yapılması gerekti. Yıllardır bir şeyler denese de olmamıştı uymamıştı. Artık bu kadar nefes alamamak onu çok yakında öldürecekti ki bu zamana kadar nasıl öldürememişti? En büyük şaşkınlığı da bu olmuştu. En son aldığı yarada, hem de içini bomboş yapan o büyük yarada kendinden bile geçmişti ama bir sabah uyandı her şey yine hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor, güneş doğuyordu. Nasıl olurdu? Tamamen kendinden kopup gittiğini zannediyorken, sabah uyanıp ayağa bile kalkmıştı. Yemek bile yiyebilmişti. Üstüne kilo bile almıştı. Sanki hamur şekillendirme kalıpları yer yer organlarına bastırılıp (ama en önemli organlarına) boş şekilde çıkarılmış ve geri yerine koyulmamış, o sökülen hamur parçaları artık çok uzağında bir yerlerde unutulup taşlaşmıştı. Oysa pasta yaparken böyle olmuyordu annesi böyle göstermemişti. Yine de tüm çabalarına rağmen yaşadığı süredeki vaktini dolduruyor, yaş alıyor hiçbir şey değişmiyordu. Büyümüyordu küçük kız, görmüyordu sadece göz kapaklarını kırpıyordu. Gözlerinin çevresindeki çizgileri artıyordu kendi içindeki karanlığa bakmaktan tek değişen şeyi bulmuştu sanki. Garip. İçindeki boşluk sanki bir dünya olmuştu ya hiç haberi yoktu. Bir gün bu boşlukları bulup yerine koyması gerektiğini anladı. Çok şükür ki anladı. Parçalarını bulabileceği o yol kendiliğinden oluşmayacaktı. Taş bile olsa kendinden bir parçaydı ve yerine uydurabilirse eskisi gibi, nasıl olsa yumuşar dedi, inandı buna resmen. Harekete geçti bir şeyler karaladı o bembeyaz boşluğa. Olmadı. İçi karardı baka baka o simsiyah kağıda. Simsiyah olan o döktüğü içiydi. Boşluğun kapkaranlık bir içi olabilir miydi? Bu böyle değildi olamazdı. Dedi. İçine sinmedi, silmedi de. Kalsındı böyle açılacaktı bir gün değil mi diyordu içinden, grileşecekti, sonra beyaz, sonra renk.. En sevdiği renk ile noktasını koyacaktı. İmzası buydu. İşte böyle düşünceleri, amaçları, dilekleri sürüp giderken ben ve o küçük kız karşılaştı bir yolda. O bir gün. Bir gün mü, hangi gün bilemedik ikimizde. Aynı yolları denediğimiz için karşılaşmıştık. Parçalarımız ortak olabilir miydi? Yıllar sonra. Yıllar sonra da aynı yollardan geçmiş olabilir miyiz?
Hı bu arada değişmesini beklediğimiz şey neydi ki?
Sonrası daha sonra..💚

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder